İran, Venezuela’nın yaptığı gibi ABD topraklarında kazanabilir mi? Kazanırsa ne olur?

Beyzbolda Venezuela, futbolda İran: Siyasi arenada savaş ve gerginliği olduğu ortamda spor sahasında galip gelmek ne anlam ifade eder?

ABD’nin Ocak 2026’da Venezuela’ya düzenlediği operasyondan yalnızca iki ay sonra, Venezuela ABD topraklarında Dünya Beyzbol Klasiği şampiyonu oldu. Şimdi gözler FIFA Dünya Kupası’nda sahaya çıkan İran’da.

3 Ocak 2026 sabahı, ABD güçleri Venezuela’ya yönelik kapsamlı bir askeri operasyon gerçekleştirdi. Başkan Trump, Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun kaçırılarak ABD’ye götürüldüğünü duyurdu. Dünya bu gelişmeyi sindirmeye çalışırken takvim ilerledi ve yalnızca 75 gün sonra, Mart ayında aynı ABD topraklarında başka bir sahne kuruldu; bu kez oyuncular çimenlik değil, beyzbol diyamonduydu.

18 Mart 2026’da Eugenio Suárez’in dokuzuncu vuruşta attığı çift sayılı vuru ile Venezuela, Dünya Beyzbol Klasiği finalinde ABD’yi 3-2 yendi. Venezuela tarihinde ilk kez şampiyonluk kupasını kaldırdı. Kupayı kaldırdığı yer, Miami’deki loanDepot Park’tı. Güneyin en büyük şehri, Venezuela diasporasının yoğun olduğu bu kentte sevinç sokağa taştı.

Bu tesadüf mü, yoksa sporun zaman zaman tarihin önüne geçtiğinin bir göstergesi mi? Yanıt muhtemelen ikisi de, ve hiçbirisi. Spor, jeopolitikayı değiştirmez; ama dönemin duygusunu yoğunlaştırır. Venezuela milli takımı için Miami’deki zafer, operasyonu iptal etmeyeceği gibi Maduro’yu da serbest bırakmayacak. Ama milyonlarca Venezuelalı için, özellikle de diasporadakiler için sahada kazanmak başka bir şey ifade etti.

“Her Venezuelalı’nın bu maçı izlediğinden eminim ve benden çok daha fazla keyif aldıklarından da.” — Eugenio Suárez, final sonrası.

Şimdi sahne değişiyor: Futbol ve İran

Dünya Kupası 2026, haziran ayında ABD, Kanada ve Meksika’nın ortak ev sahipliğinde başladı. 48 takımlı ilk Dünya Kupası olmasının yanı sıra organizasyona katılım açısından da tartışmalı bir zemin üzerinde kuruluyor. İran, G Grubu’nda Belçika, Mısır ve Yeni Zelanda ile aynı potada yer alıyor. Turnuva 15 Haziran’da İran’ın Yeni Zelanda ile 2-2 berabere kaldığı maçla başladı; ikinci maç ise 21 Haziran’da Belçika karşısında oynanacak.

İran ile ABD arasındaki gerilim hali hazırda tırmanmış durumdayken imzalanan barış anlaşmasıyla ortam biraz sakinledi. Dünya Kupası organizatörleri de İran’ın katılımını “diplomatik bir baş ağrısı” olarak tanımladı. İran daha önce Dünya Kupası’nda hiç son 16 turuna çıkamamış olmakla birlikte, 1998’de ABD’yi 2-1 yenerek tarihe geçmişti; o zamanki galibiyetin önemi salt sportif değildi.

Teorik olarak şunu sormak mümkün: İran, ABD’nin ev sahipliği yaptığı bu turnuvada finale çıksa ve şampiyonluk kazansa, bunun toplumsal ve sembolik yansıması ne olurdu? Venezuela örneğiyle kıyaslandığında, boyutlar farklılaşıyor. Beyzbol bir bölgesel sporun zirvesiydi; futbol Dünya Kupası ise gezegenin en büyük spor olayı. İzleyici kitlesi, sembolik ağırlık ve medya dolaşımı çok daha geniş bir ölçeğe sahip.

Öte yandan Venezuela ile İran arasında önemli bir fark var: Venezuela, beyzbol geleneğinin tam merkezinde yer alıyor; bu nedenle ABD sahasında kazanması, sportif açıdan gerçekçi bir sonuçtu. İran ise futbolda hiç bu kadar ileriye gitmemişti. Eğer giderse, o ilerlemenin kendisi bile bağımsız bir hikaye olacak; jeopolitik boyut ise kaçınılmaz olarak etrafına dolayacak olan bir çerçeve.

Venezuela’nın Miami zaferi, askeri operasyonun ardından ülke içinde ve diasporada ulusal kimlik duygusunu pekiştirdi; ancak bu, siyasi sonucu değiştirmedi. İran’ın olası bir başarısı da benzer biçimde değerlendirilmeli. Turnuva sonuçları, diplomatik masalardaki dengeleri doğrudan etkilemez. Ama insanların bu olaylardan ne hissettiğini, hangi anların akıllarda yer ettiğini belirler.

Spor tarihinde bu tür örtüşmeler az değil. 1998’de Lyon’da İran’ın ABD’ye attığı goller, Fransız tribünlerinde bile tezahürat koparmıştı. 1980 Lake Placid’de ABD’nin SSCB’ye karşı kazandığı “Buzun Mucizesi” hâlâ ulusal mitolojinin parçası. Bu olaylar tarihi değiştirmedi; ama tarihin içinde kendi yerini kalıcı olarak kazıdı.

İran ilerleyip ilerlemeyeceğini önümüzdeki haftalarda sahada gösterecek. Grup aşamasında üç maçı var ve tarihin herhangi bir noktasında son 16’ya bile geçememişti. Ama turnuva ABD topraklarında, gerilimli bir jeopolitik dönemin tam ortasında oynanıyor. Bu durum, her Iran maçını salt futbolun ötesinde bir anlam taşıyan bir denkleme dönüştürüyor.

Venezuela, ABD’nin kendi sahasında, ABD’nin askeri operasyonunun hemen ardından şampiyonluk kazandı. İran ise henüz hiç son 16’ya çıkamamış bir ülke. Ama eğer çıkarsa, ardından gelecek olan tartışma futbolun kendisini gölgeleyebilir.

Sporun jeopolitikayla kesiştiği bu anlarda kazanan tarafın galip olduğu konusunda bir şüphe yok. Soru daha çok şu: O zafer kimlere ne ifade ediyor, kim onu hangi hikayeye dahil ediyor ve bu hikayeler gerçek dünyada ne kadar yer tutuyor?